Moskova’da yapılan 54. Eurovision Şarkı Yarışması’nın kaderini yine komşu ülkelerin birbirlerine verdikleri oylar belirledi. 54. Eurovision Şarkı Yarışması’nda Norveç adına yarışan Aleksandr Ryback “Fairytail” şarkısıyla 387 puanla birinci oldu. İzlanda 218 puanla ikinci Azerbaycan 207 puanla üçüncü oldu. Türkiye’yi temsil eden Hadise ise 177 oy alarak dördüncü sırada yer aldı.
Alsou ve Ivan Urgant tarafından sunulan yarışma sirk gösterisiyle başladı. Avrupa’dan sahne tasarımı ve teknik donanımı için 110 TIR eşyanın getirildiği yarışmada 25 ülke sanatçısı yarıştı.
Türkiye’yi “Düm Tek Tek” adlı parçasıyla temsil eden Hadise 18. sırada sahneye çıktı. Olimpinski spor salonunda bulunan 22 bin seyirci Hadise’yi büyük alkışla karşıladı. 400’ün üzerinde Türk ellerinde Türk bayrakları ile Hadise’yi destekledi. Yarı finalde performansı eleştirilen, kostümü ise dansöz kıyafetine benzetilen Hadise, 42 ülkeden topladığı 177 puanla dördüncülüğü elde etti.
Ulusal Egemenliğin öneminin farkında mıyız? Çok moda bir deyim oldu gibi geliyor bana artık. Moda olması bir yana bir kalıp halinde insanların dilinde dolaşıyor ama gerçekten “Ulusal Egemenlik” ne demek kimse farkında değil.
23 Nisan’da yapılacak olan etkinlik nedeniyle Tuba ve Cansu sokaktaki insanın gözündeki 23 Nisan’ı anlamak için ropörtaj yapmaya çıktılar. Görüntüleri izlediğimde en yaşlısından en gencine kimse “Ulusal Egemenlik nedir?” sorusuna cevap verememiş.
Gençlerin cevap verememesini gerçekten bekliyordum çünkü şu anda günümüz gençliğinin nereye gittiği bir muamma, fakat en azından Türkiye’de ya da diğer ülkelerde bunca yıldır yaşanan siyasi olaylara ve 20. Yüzyılda gerçekleşen “Ulusal Egemenlik” dışı yönetimlerdeki vahşetlerin çoğuna tanık olmuş insanlarımızın bir cevap verebilmesi gerekirdi.
Aslında kelimenin üzerinde biraz düşünmek bile insanda fikir uyandırabiliyor ama sanırım artık düşünmek de insanlar arasında pek yaygın bir eylem değil.
Verilen cevaplardan birkaçına değinmek istiyorum. Cevap verilmediği gerçeğinin yanında biraz utana sıkıla bari “ulus, millet, egemen” filian deyince aklıma gelenleri söyleyeyim mantığında bir şeyler söyleyenlerin sözlerine de yer vermek gerekir.
Mesela bir çocuk “Bağımsızlık, özgürlük...” vb şeklinde cevaplar vermiş. Bağımsızlık ve özgürlüğün de bir ülke için öneminin büyük olduğu tartışılmaz bir gerçek fakat bir milletin “bağımsızlığı ve özgürlüğü” o milletin “Ulusal Egemenliğini” mi anlatır?
Ulusal egemenlik üzerinde biraz düşününce anlamının “ulusun egemen olduğu bir toplum” olduğunu çıkarmak çok da zor olmasa gerek. En azından bu kadarını bilmek bile bir ropörtajda cevap verebilmek için yeterlidir bence.
Ama insanımız düşünmemeye devam ediyor, belki de ettiriliyor. Ulusal egemenliği, kendi sahip olduğu değerlerin en önemlisini bilmeyen bir toplumu bilinçlendirmek de bizim yapmamız gereken en önemli görevlerden biri olmalı.
Biz kimiz derseniz kulüp olarak filan demiyorum tabi ki. Biz; bir şeylerin ve o bir şeylerin bilincinde olmayanların bilincinde olanlar.
Eleştirmek çok kolay. Hem eleştirecek o kadar çok şey var ki insan ömrü eleştirmekle tükenebilir fakat eleştireceği şeyler tükenmez. Bu yüzden biz de boş bir ömür geçirmemek için ulusal egemenliği nasıl anlayıp anlatabiliriz onu düşünmeliyiz. Tabi ki önce düşünmeliyiz.
Siz bu sistemde düşünmeniz engellense de düşünmeyi bırakmayın. Hem zaten çok kişi kalmamış düşünen. Bir düşünün bakalım “Ulusal Egemenlik” sizin için ne demek?
19 Mayıs haftası içerisinde Ümit Zileli gibi bir yazar-gazeteciyi okulumuza getirmek bizim için büyük bir gurur kaynağıydı. Hele kulüp olarak çok sık ve fazla etkinlik yapamadığımızı da göz önünde bulundurursak bu söyleşi bizim için büyük bir mutluluk kaynağıydı da.
Ümit Zileli televizyonlarda oldukça sık gördüğümüz ve Cumhuriyet gazetesine de haftada bir yazı yazan bir gazeteci. Biz de 19 Mayıs süreciyle ve günümüze yansımalarıyla ilgili bizimle görüşlerini paylaşması için davet ettik ve bizi kırmadı, geldi.
19 Mayıs sürecini, o dönemde Mustafa Kemal’in padişahla, arkadaşlarıyla, Türk halkıyla nasıl bir ilişki içinde olduğunu,19 Mayıs kadar önemli olan 18 Martı’ı, o dönemde bir mucize sayılan bu kurtuluş savaşının başlangıç gününden bu yana değişen koşulları ve insanları, bildiğimiz bilmediğimiz yönleriyle o kısa süre içinde anlatabildiği kadar anlattı bize Ümit Zileli.
Demokatik devlete geçiş sürecimizi, devrimin nasıl devam ettirildiği, ne gibi karşıtlıklar ve destekçilere sahip olduğumuzu da kısaca anlattı.
Ayrıca söyleşi başlamadan önce bir yazar olması dolayısıyla ve boş zamanımız olması nedeniyle kendisine yazılarını nasıl yazdığını sorduk, o haftanın olaylarını inceleyip yaklaşık bir buçuk saat içinde de bunları bir yazıda topladığını, yazısını da kısıtlamadığını, sadece yazım hataları var mı diye kontrol ettiğini öğrendik. Bunları da kendi yazılarımızı yazarken kullanacağımız bilgiler olarak kafamızın bir köşesine yerleştirdik.
Süremiz gerçekten çok kısıtlıydı fakat değinilmesi gereken konulara çok iyi ve tarafsız bir bakış açısıyla değinen Ümit Zileli, padişahın aslında bir vatan haini olup olmadığını öğrenmek isteyen ve olmadığı konusunda ısrarlı olan Numan arkadaşımızla hararetli bir konuşma yaparken malesef süremiz bitti. Fakat kendisi çıkışta dahi arkadaşımızı sordu ve ona bizim anlatmamızı söyledi.
Kendisinden gece geç saate kadar, daha doğrusu sabaha kadar işi olduğunu, çok geç yattığını öğrendik ve bizden sonra da eminiz gidecek bir yerleri vardı. Bu yüzden de bu kadar yorgunluğu içinde bizi kırmayıp geldiği için bir kez daha minnettarlığımızı belirtip, teşekkürlerimizi sunuyoruz.
‘Gazi Mustafa Kemal Paşa Angora-Türkiye Sayın Efendim, Ben 10 yaşında, Amerikalı bir çocuğum. Türkiye ve yeni hükümetine büyük ilgi duyuyorum. Siz ve Bayan Kemal hakkında bir röportaj okudum. Türkiye hakkında bir defterim var ve şimdiden siz ve Bayan Kemal hakkında birçok yazı ve resim topladım. Lütfen bir Amerikalı çocuğa bir küçük not ve bir imzalı fotoğrafınızı gönderin. Birgün, Türkiye’yi görebileceğimi umut ediyorum. Saygılarımla, Curtis LaFrance'